Kur'an Niçin Gönderilmiştir ve Nasıl Okunmalıdır?

 

Ali Karataş

wwww.fikritakip.com

Allah’ın en büyük mucizelerinden biri olan Kur’an-ı Kerim; insan müdahalesinden korunmuş, tutarlı, derin ve eşsiz bir hazine, insanlığa kılavuz, rahmet ve en büyük hediye olarak gönderilmiş bir nurdur. Varlığa, ölüme ve ölüm sonrasına anlam kazandırır. Neden var olduğumuzu ve varlığımızı nasıl sürdürmemiz gerektiğini öğretir. Hak ile batılı, iyi ile kötüyü, güzel ile çirkini, birbirinden ayırır; doğruya ve hayra yönlendirir.

Hatırlatıcıdır, uyarıcıdır, ibretliktir. Okunmak için, anlaşılmak için ayetleri üzerine derin derin düşünmek için gönderilmiştir. Yaratanı tanıtır, âlemi tanıtır, geçmiş nesilleri tanıtır. Bütün bunların gerçekliğini bulması için kendisi ile diyaloga girilmesini ister. Diyalogun ilkelerini de kendisiyle iletişime geçmek isteyenlere ifade eder. Dolayısı ile Kur’an’la nasıl iletişim kurulacağı bilinmesi gerekli önemli bir noktadır.

Kur’an’la diyalog kurmak istediğimizde bunu bir amaca binaen yaparız. Amacımız, onun gönderilme sebeplerini pratiğe dökücü mahiyette olmalıdır. Bunun için öncelikle Kur’an’ın insanlığa hangi amaca binaen indirildiği bilinmelidir.

Biz, bu çalışmamızda Kur’an’ın gönderilme amacını Kur’an’dan yola çıkarak ortaya koyacağız. Daha sonra Kur’an’la karşılaşmadan önce yapılması gerekenleri ve Kur’an'la karşılaşma esnasında nelere dikkat etmemiz gerektiğini yine Kur’an’ın kendisinden ve Peygamberimizin hadislerinden yola çıkarak açıklamaya çalışacağız.

A-TANIMI:

İslâm inanışına göre Kur'an, Yaratan’ın, kullarına son hitabı olarak vahyedip yeryüzüne indirdiği, Hz. Peygamber (a.s.) vasıtasıyla insanlığa tebliğe dilmiş semavî/ilahi bir beyandır. 

Son vahiy dini olan İslâm'ın kutsal kitabı Kur'an, tercih edilen görüşe göre, "karae" fiilinden gelen bir mastar olup, Allah’ın son kitabına özel ad olmuştur. Kök anlamı; okumak, toplamak, bir araya getirmek olan Kur’an şu şekilde de tanımlanabilir: “Yüce Allah tarafından Hz. Muhammed'e Arapça olarak indirilmiş, bize kadar tevatür yoluyla nakledilmiş, Mushaflarda yazılı, okunması ile ibadet olunan ve Fatiha Suresi ile başlayıp Nâs Suresi ile sona eren Allah’ın kelâmıdır.”

B-GÖNDERİLİŞ AMACI:

Aşkın olan Allah’ın yeryüzüne hitabı olan Kur’an elbette bir amaç ve görevi ifa etmek üzere gönderilmiştir. Görevlerini de kendisi okuyanlarına göstermektedir. Şimdi Kur’an’dan hareketle gönderiliş/indiriliş amaçlarını ortaya koymaya çalışalım.

1-Muttakilere Rehberlik Etmek:

Muttaki, Allah korkusuyla kendini günahlardan uzak tutarak Allah'ın azabından korunan ve böylelikle Allah'tan gereğince sakınan, O'na saygıda kusur etmeyen kimsedir. Muttakilerin özellikleri şunlardır:

a-İman: "Fakat asıl birr (iyilik) Allah'a, âhiret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere iman edenlerinkidir."

Muttakinin ilk ve temel vasfı imandır. Çünkü iman, takvanın esası, takvâ ise imanın binasıdır. Temelsiz bina kurulamayacağı gibi, sadece temele de bina denilemez. Aksi taktirde eksik olmaktan kurtulamaz.
Muttakilerin iman özelliği diğer âyetlerde de birçok defa yer almakta, hatta bazen iman edenler ile muttakiler birbirleri yerlerine kullanılmaktadır. "İşte bu kitap, kendisinde hiç şüphe yoktur; muttakiler için hidâyet (yol gösterici) 'dir. Onlar (muttakiler) ki gayba iman ederler " (el- Bakara, 2/1-2)

b- İnfak:
Muttaki malını seve seve yakınlarına, yetimlere, miskinlere, yolculara, dilenenlere ve kölelere (veya esirlere) infak eden kimsedir.
"Ve onlar (muttakiler) kendilerine verdiğimiz rızıktan infak ederler"(el-Bakara, 2/4). "Onlar (muttakiler) bollukta ve darlıkta infak ederler" (Ali-İmran, 3/134).
"Mallarınız ve evlatlarınız sizin ipin bir fitnedir. Büyük mükâfat ise Allah katındadır. O halde gücünüz yettiğince ve Allah'tan ittika edin, dinleyin, itaat edin ve kendiniz için mal infak edin. Kim nefsinin (koyu) cimriliğinden korunursa işte onlar kurtuluşa erenlerdir" (et-Teğâbun, 64/I5-16).

c- Namaz. Muttakilerin en belirgin özelliklerinden biri de namaz kılmalarıdır. Kur'ân-ı Kerîm'de müteaddit defalar muttakilerin, mü'minlerin bu özellikleri vurgulanır: "Bu (Kur'ân) kendisinde hiç şüphe olmayan ve muttakiler için hidayet rehberi kitaptır. Onlar gayba iman eden ve namazı kılanlardır" (el-Bakara, 2/2-3).
"Sen yüzünü muvahhit olarak dine çevir. Hepiniz O'na dönün, O'ndan ittika edin; namazı kılın, müşriklerden olmayın?" (er-Rum, 30/30-31).

d- Zekât Verme:

Zekât, Allahu Teâlâ'nın zenginin servetinden fakire hak olarak tanıdığı ve İslâm'ın sosyal vergisi olarak ödenmesi gereken bir farizadır. Mal ve mümkün asıl sahibi Allahu Teâlâ olduğundan kullarına servet ihsan ederken bu servetten fakirlere zekât ismi altında bir hak ayırmalarını da şart koşmuştur. Daha önceki konularda zekâtla sadaka mutlak olarak zikredildiği halde buradaki ayet-i kerime de önce Allah yolunda verilecek sadaka, sonra da zekât beyan edilmektedir. Bu konuda açıkça anlaşılıyor ki sadaka zekâtın yerini tutmadığı gibi, zekât da sadakanın yerini tutamamaktadır. Zekât farz kılınan bir vergi, sadaka ise gönülden kopan bir yardımdır. "Birr" denen hayır ancak kişinin icrasıyla gerçekleşir. Her ikisi de İslâm'ın emirlerindendir "Ve (asıl birr, iyilik) zekâtı vereninkidir. "

e- Ahde Vefa: İslâm'ın prensip edindiği ahde vefa imanın, ihsanın ve insanlığın alâmeti olarak Kur'an-ı Kerim'in birçok yerinde zikredilir. Fertler, milletler ve devletlerarasında itimat ve güvenin sağlanabilmesi için ahde vefa şarttır. Bu ise, Allah'la kullar arasındaki "ahd"e vefa etmekle başlar. Bu özelliğe sahip olunmadığı takdirde hayatı kararsızlık ve endişe kaplar; kimse kimsenin vaadine güvenmez ve insanoğluna itimat edilemez. İslâm'ın takip ettiği ahde vefa prensibi sayesinde insanlık en yüksek zirveye ulaşmıştır. Bu zirveye ancak İslam nizamı ve hidayeti sayesinde ulaşılır. "Ve(asıl birr, iyilik) ahitleştiklerinde de ahitlerinde duranlarınkidir."
"Hayır! Kim ahdini yerine getirir ve ittika ederse şüphesiz Allah da muttakileri sever" (Âli-İmran, 3/176).

f- Sabır: Takva, hakka ulaştıran bir yoldur. Takva yolu çeşitli zorluk ve meşakkatlerle doludur. Bu meşakkatler ve engelleri sabrederek aşmak takvadır. "Ve (asıl iyilik-birr-)zorda, darda ve savaş zamanında sabredenlerinkidir"

"Eğer sabredip ittika ederseniz, onların (düşmanların) hileleri size zarar vermez" (Âli İmrân, 3/120).

g- Öfkelerini Yutmak: Öfke kızgınlıktan dolayı kalbin alevlenmesi halidir. Onun yenilmesi ise kişinin kendisini sabra yöneltip tutması ve öfkenin herhangi bir etkisini ortaya çıkarmamasıdır."Genişliği gökler ve yer kadar olan Cennetin kendileri için hazırlandığı muttakiler, bollukta ve darlıkta infak ederler ve öfkelerini yutarlar" (Ali İmran, 3/134).

h- İnsanları Bağışlamak: İnsanları, affetmek Allah'ın kanununu çiğneme hususunda değil insanın kendi şahsına karşı yapılmış bir hatayı affetmektir. Yoksa Allah'ın dini hususunda müsamaha olmaz. ). Öfkelerini yenmekle insanları bağışlamak birbirini izleyen özelliklerdir. Öfkeyi yenmenin pratik olarak görünüşü insanları affetmektir."(O muttakiler) insanları bağışlayanlardır" (Âli İmran, 3/134

ı- Günahlardan Derhal Mağfiret Dileme: Muttakilerin en önemli vasıflarından biri de Allah'tan istiğfar dilemektir. Bu vasıf kişinin Allah'ı unutmadığını, devamlı Allah'ın murakabesi altında bulunduğunu hissettiğini, bu dinin sahibi Allah (c.c.)'dan gerçekten ittika ettiğini gösterir.
"(O muttakiler) çirkin bir günah işledikleri yahut nefislerine zulmettikleri vakit Allah'ı anarak hemen günahları için mağfiret dileyenlerdir. Günahları Allah'tan başka kim bağışlayabilir?" Cenabı Allah bir başka ayet-i kerimede muttakilerin vasfını şöyle belirtiyor: "Takvaya erenler, şeytan tarafından bir arızaya uğratılınca (Allah'ı) hatırlar, anarlar ve hemen gerçeği görürler" (el-Araf, 7/201).

i- Hatada ısrarlı olmamak: "(Muttakiler) bir de işledikleri (günah) üzerinde bile bile ısrar etmeyenlerdir" (Âli İmran, 3/135).

j- Kur'an-ı Kerim ve Rasule tâbi olmak:"Allah’tan ittika edin de aralarınızı düzeltip Allah'a ve Peygamberine itaat edin" (el-Enfâl, 8/1). "Kim Allah'a ve Rasulü'ne itaat eder, Allah'tan korkarsa ve O'ndan ittika ederse işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir" (en-Nur, 24/52).
 
k- Dostluklarında samimi ve devamlı olmak: "Dostlar o (Kıyamet) günü birbirine düşmandır. Muttakiler müstesna" (ez-Zuhruf, 43/67).

l- Adil olmak:"Ey iman edenler, Allah için adâleti ayakta tutan, adâlete şahitlik eden (kimse)ler olun. Bir kavme olan kininiz sizi adaletli olmaktan alıkoymasın. Adil olun ki, bu takvaya en yakın olandır. Ve Allah'tan ittika edin. "

m- Nasihat ve Tebliğ Etmek:

"Ayetlerimiz hususunda (olur olmaz) sözlere dalanları gördüğün zaman, onlar başka bir mevzuya dalıncaya kadar onlardan yüz çevir. Eğer şeytan sana unutturursa hatırlar hatırlamaz o zalimler topluluğun yanlarında oturup kalma. Onların hesapları ittika edenlere düşmez. Fakat (muttakilerin) üzerlerine düşen bir hatırlatma (nasihat, tebliğ)dir. Olur ki, o (zalimler bu nasihat vesilesiyle) ittiba ederler: "

n- Salih Amel İstemek, Geceleri İbadet Etmek:

"Şüphesiz ki, muttakiler Rablerinin kendilerine vermiş olduklarını almış olarak cennetlerde pınarlardadırlar. Çünkü onlar bundan evvel muhsinler idiler. Onlar gecenin (ancak) az bir kısmında uyurlardı. Seher vakitlerinde de istiğfar ederlerdi. Ve onların mallarında dilenci ve yoksulun (ayrılmış) bir hakkı vardı" (ez-Zariyât, 51/19).

o- Cihat Etmek: "Allah'a ve ahiret gününe iman edenler mallarıyla ve canlarıyla cihat etmek (ten kaçınma) hususunda senden izin istemezler. Allah muttakileri bilendir (et-Tevbe, 9/44). (Muammer Ertan, İslam Ansiklopedisi, http://www.kuranikerim.com/)

2-Diri olanları İnzar etmek:” Hayat sahibi olan kimseyi inzar etmesi ve kâfirler üzerine de azabın tahakkuk etmesi için (O Kur'an'ı) indirdik.”

İnzar, içinde korku bulunan haber vermedir. (el-Müfredat, el-Isfahani) Ayetteki “hayy”(diri) kelimesi hayatta olan, canlı anlamına gelmektedir. Burada kastedilen ise diğer varlıklardan ayrı olarak insanın akletme ve akli melekelerini kullanma özelliğidir. Yoksa akli melekelerini kullanamama inzar için bir fayda vermeyecektir Zemahşeri’ye göre de akılı olan, düşünenler anlamına gelmektedir. İnsan düşünmediğinde, aklını kullanmadığında gafil olur, gafil olmak ise ölü olmak gibidir.(Zeki Duman, Nüzulünden Günümüze Kur’an ve Müslümanlar, s.74) Acaba gerçekten ölmüş olanlar için durum nedir?

“Sen ölülere; arkasını dönüp kaçarken işitmek istemeyen sağırlara çağrıyı işittiremezsin!”(Neml, 27/80, Rum, 30/51) benzeri bir ayette Fatır suresi, 35 ayettir. Buna göre kabirdekilerin çağrıyı işitmeleri mümkün değildir. Bu ayetlerde ifade edildiği gibi, görüleceği üzere Kur’an’ın inzar özelliği yaşayan ve akli melekelerini kullanma özelliğine sahip insanlar için geçerlidir.

3-İnananları Müjdelemek: Müjde, her insanın duyduğunda sevindiği,
gönlünün şâd olduğu özel ve muhteşem anları ifade eder. Her müjde insanın o anki ruh durumunu bir anda değiştiren, coşturan bir etki ve özelliğe sahiptir. Müjdeye aslında hayırlı, güzel haber de diyebiliriz.

Kuranı Kerim kendisine tabi olanları cennet ve kendileri için hazırlanış birçok nimetlerle müjdeler. “Müminler için hidayet, rehber ve müjdedir.” (Neml, 2)

4-Problemlerin Hallinde Bir Kılavuz olması:  Ey iman edenler! Allah a itaat edin, Peygambere ve sizden olan emir sahiplerine de itaat edin. Eğer bir konuda anlaşmazlığa düşerseniz, Allah’a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Resulüne götürün (onların talimatına göre halledin) böyle yapmak hem hayırlı, hem de netice bakımından daha güzeldir.” (Nisa, 59)

Allahu Teala, her peygamberi ve onlara indirdiği kitapları insanlar arsından çıkan sorunlarda ve ihtilaflarda hakem olsun diye göndermiştir.(Bakara, 213) Müminlere düşen de aralarındaki sorun ve ihtilaflarda Kuran prensiplerine göre hareket etmektir.

5-Karanlıklardan Aydınlığa Çıkarmak: “Bu bir kitaptır ki, Rabbinin izniyle insanları karanlıklardan nura (aydınlığa), O övgüye layık, Aziz olanın yoluna çıkarman için sana indirdik.”(İbrahim, 14/1)

C-KUR’AN OKUMANIN FAZİLETİ

Allah (cc), Kur’an’ı zikir olarak adlandırmış ve Kur’an okumayı adet edineni övmüştür. Peygamberimiz de hadisi şeriflerinde Kur’an’ı öğrenen ve öğretenleri en hayırlı olarak takdim ettikten sonra, unutan veya Kur’an’dan yüz çevirenin davranışını hoş karşılamamıştır.

 

Sahiheyn’de şöyle rivayet edilmiştir:”Kur’an’ı koruyunuz. Muhammed’in nefsi elinde olana yemin ederim ki Kur’an, develerin bağından kurtulmasından daha hızlı yitirilir.”

Resulullah (sav) şöyle demiştir:”Birinizin şu şu ayetleri unuttum demesi ne kötüdür. Belki o ayetler kendisine unutturulmuştur. Kur’an’ı zikir edin ( tekrarlayın ) Kur’an’ın kişinin kalbinden çıkması devenin bağından kurtulmasından daha hızlıdır.”(Zerkeşi, el-Burhan, Daru’l-Marife (tahkikli baskı), Beyrut,1994, II/82-90)

Buhârî’de rivayet edilen başka bir hadiste de Ebu Musa el-Eş'arî ( r.a) anlatıyor: Hz. Peygamber(s.a.v) şöyle buyurdu: "Kur'an okuyan ve okuduğuyla amel eden mü'minin örneği, tadı güzel kokusu güzel turunç meyvesi gibidir. Kur'an okumayan, ancak onunla amel eden mü'minin örneği de tadı güzel ancak kokusu olmayan ham hurma
gibidir. Kur'an'ı okuyan münâfığın durumu ise kokusu güzel tadı buruk
reyhâna otu gibidir. Kur'an'ı okumayan münafığın durumu ise kokusu olmayan,
tadı da buruk olan acı yaban keleği gibidir"

“Bana ümmetimden günahları arz edildi. Kur’an’ı kerimden bir sureyi, önce öğrendiği halde, bilahare unutan kimsenin günahından daha büyüğünü görmedim.”(Kütübi Sitte, İbrahim Canan,4/441)

D-KUR’AN OKUMAYA HAZIRLIK

Kur’an okumaya başlamadan önce yapılması gerekenler aslında Kur’an’ı anlamaya başlamak istediğimizin bir ön göstergesidir. Bunun için zihinsel hazır bulunuşluğun ifadesi olan bazı davranışların yapılması gerekmektedir. Bunları Zerkeşi’nin el-Burhan’ından(II/82-90)) özetle aktarmak istiyoruz.

 

1.Temizlik

Kur’an okuyanın ağzını temizlemesi ve misvak kullanması müstehabtır. Bedeni güzel kokuyla temizlemek Kur’an okumaya duyulan bir saygıdır.

Kişi, nimet verenin huzurunda Kur’an’ı tilavet etmekle diğer insanlardan daha faziletli bir duruma gelmektedir. Çünkü kelamı okumak, kelamın sahibiyle konuşmak gibidir. Bu da Kur’an okuyan için Yüce ve Kerim olanın faziletinden meydana gelen büyük bir şereftir.

 

2-Kıbleye Dönmek

Kıbleye dönerek ve oturarak Kur’an okumak müstehabtır. Sait bin Museyyeb (ra) yaslanmış olduğu bir halde iken kendisinden Resulullah (sav)’ın bir hadisi sorulur. Doğrulup oturduktan sonra şöyle der:”Ben yaslanmış olduğum halde Resulullah(sa)’ den hadis rivayet etmeyi hoş karşılamam. Tabi ki Allah’ın kelamı saygıya daha layıktır.”

 

3-Abdest Almak

Abdesti olmayanların mushafa dokunmadan Kur'an okuyabileceklerine dair alimler arasında ittifak vardır. Zira abdestsiz kişinin Kur'an okuyamayacağı hususunda Kur'an ve sünnette bir yasaklama bulunmamaktadır. Konu, "Eşyada asıl olan ibahadır."(Aksine bir delil bulunmadıkça her şeyin mubah olması esastır) kuralı çerçevesinde değerlendirilmiş ve böyle bir hükümde birleşilmiştir. (www.suleymaniyevakfi.org)

Abdestsiz Kur’an okumak caiz ise de abdestli okumak müstehabtır. İmam Haremeyn ve başkaları abdestsiz Kur’an okumanın mekruh olduğunun söylenemeyeceğini ifade etmişlerdir.

Resulullah (sav), cenabet hali hariç abdestsiz olduğu zamanda da Kur’an okuduğu sahih rivayetlerde geçer. Hayız ve nifas da cenabet gibidir. Kur’an’ı unutma korkusu olan hayızlı kadın, İmam Şafi’nin eski görüşüne göre Kur’an okuyabilir.

İmam Ebu Leys şöyle demiştir:”Hayızlı ve nifaslı olan kadın, bir ayetten az olmak şartıyla Kur’an okuması caizdir. Hayızlı kadın, Kur’an öğrenmek istediğinde bir ayetin tümü bir defada olmaz, ancak ayetin yarısını alır sonra biraz durduktan sonra diğer yarısını alır.”

Abdestsiz Kur’an’a dokunulması noktası ise tartışmalıdır. Yazımızda bu tartışmalara girmeyeceğiz.(Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz. www.hayrettinkaraman.net)

 

4-Kur’an’ı iyi bilenden öğrenmek:      

Kur’an; güvenilir, doğru, dirayeti ve rivayeti bir arada bulunduran bu işin erbabı olan kişilerden öğrendikten sonra okunmalıdır. Resulullah (sav), Cebrail (sav) ile Ramazan ayında bir araya gelir. Kur’an dersi alırdı.

 

5-Euzu ve besmele çekmek:

Tilavetten önce “euzu” çekmek müstehabtır. Okumaya ara verme isteği ile okumayı bıraktıktan sonra yeniden okumaya dönülürse “euzu” tekrarlanır.  Ancak mazeretten dolayı okumaya ara verilir ve uzun zamanda araya girmeden okumaya dönülürse “euzu” çekmek gerekmez.

 

İmam Şafi’nin görüşüne muhalefetten sakınmak için her sureye besmeleyle başlamak lazımdır. Zira besmeleyle başlanmamış sure tamamlanmamış sayılır. (yani surenin bir kısmı okunmuş bir kısmı da okunmamış sayılır) Surenin ortasından okunmak istendiğinde de besmele ile başlamak müstehaptır. Ubade’nin naklettiğine göre, İmam Şafi’nin kesin görüşü böyledir. (Zerkeşi, el-Burhan)

Okumaya başlamadan önce” istiazeyi(euzu ve besmeleyi)” emreden ayet Nahl Suresinin 98-99.ayetleridir:

“Kur'ân okumak istediğin zaman önce o kovulmuş şeytandan Allah'a sığın. Şüphesiz ki iman edip de Rablerine tevekkül edenler üzerinde o şeytanın hiçbir nüfuzu yoktur. Şeytanın nüfuzu, ancak onu dost edinenlere ve Allah'a ortak koşanlaradır.” Bu ayete göre bir ayet bile okunsa istiazeyi okumak gerekir. Bir ayet de olsa Kur’an’dan bir parçadır. Neden okumadan önce kovulmuş şeytandan Allah’a sığınmak gerekir? Bu soruya cevap sadedinde şunlar söylenebilir:

Kur’an okumak isteyen öncelikle zihinsel olarak kendisini Kur’an’a vermelidir. Şeytan, vesveselerle insanın kafasını meşgul ederek Kur’an’dan uzaklaştırmak isteyebilir. Allah’ın muradını anlamayı engelleyebilir. Zihni meşgul etmesinden dolayı yanlış okumaya sebebiyet verebilir. Bunun için tilavete istiaze ile başlanmalıdır. (Zeki Duman, Nüzulünden Günümüze Kur’an ve Müslümanlar, s.264.)Çünkü şeytan, Allah’a sığınanlara ve güvenenlere etki etme gücüne sahip değildir. Onun etkisi ve gücü kendisi ile dostluk ve ortaklık kuranlaradır.

6- Uygun Bir Hal Ve Ortamda Bulunmak:

Kur’an, insanlara dünya ve ahiret saadetini sağlamak amacıyla gönderilmiş ilahi bir nur ve ışıktır. Koyduğu ilkelerle hem dünya hayatını hem de ahiret hayatını kazandıracak düzenlemeler içerir. Geçmiş milletlerin yaptıkları ve başlarına gelenleri anlatarak ders vermeyi esas alır.

İşte Kur’an okumadan maksat da dünya ve ahiret hayatını sağlayacak ilkelere ulaşmak ve bunlara kulak verip bunlardan öğüt almak olmalıdır.  Bunun olması için daha önce de söylendiği gibi okurken anlamaya engel olacak ve zihinsel açıklığı sağlayacak uygun bir hal ve ortam oluşturulmalıdır. Eğer bu yapılmazsa zihinsel yorgunluk, uykusuzluk ve isteksizlik halleri belirebilir.  Bedenen ve zihnen yorgunluk okuma ve anlamaya engel bir hal olduğu için Kur’an’la ülfet ve yakınlık kaybolacaktır.(Zeki Duman, age., s.275-276.) Böyle bir durumda Peygamberimizin de tavsiye ettiği gibi okumayı bırakmak gerekir.(Buhari, F. Kur’ân/37)

Uyku hali de böyledir. Bu durumda da peygamberimizin tavsiyesi şudur:”Sizden biri gece kalkıp Kur’an okurken, Kur’an’ı diline dolaşıp ne dediğini anlamamaya başlayınca okumayı bıraksın. Hemen yatıp uyusun.”(Müslim, Misafirun/223)

E-KUR’AN’LA KARŞILAŞMA

Kur’an okumadan önce hem maddi hem de manevi olarak hazır olmak gerekmektedir. Öncelikle abdestli olmanın tercih edilmesi önemlidir. Sonra Kur’an’ı anlamaya engel olacak zihinsel bulanıklıklardan da arınmak gerekmektedir. Bu yapılmadığı takdirde anlama gerçekleşmeyecektir. Bundan sonra, Kur’an okurken yapmamız gerekenler bizim Kur’an’la kuracağımız irtibatın sağlıklı olup olmamasını belirleyecektir. Şimdi söylediğimiz bu hususu açıklayıcı mahiyette Kur’an’ın kendisinden yola çıkarak bazı bilgiler vermek istiyoruz.

1-Tilavete Uygun Okuma: Kur’an, 610-632 yılları arsında Hz. Muhammed’e vahyolunan Allah’ın kelamıdır. Bir beşer sözü ve yazması değildir. Bunun için okurken bu bilinçle okunmalıdır. Kur’an kendisini okuyanları “tilavetin gerektirdiği” şekilde okumalarını ister. Tilavetin gerektirdiği şekli nasıl olmalıdır? Şimdi bunu açılayalım. Bakara,2/121. ayette şu şekilde ifade edilir:

“Kendilerine verdiğimiz Kitabı gereğince okuyanlar var ya, işte ona ancak onlar inanırlar. Onu inkâr edenler ise kaybedenlerdir.” Burada kitabı hakkıyla okuyanlardan Ehl-i Kitaptan Kur'an'ı samimiyetle inceleyen ve O'nu doğru buldukları için kabul eden dindar bir grup kastedilmektedir. (Mevdudi, Tefhimu’l-Kur’an)Bununla birlikte biz Kur’an’ı okuyan müminlerin de düşünülebileceğini söyleyebiliriz. Razi de bu kanaatte olduğunu belirtir.(Razi, Mefatihu’l-Gayb)

Ayette geçen tilavet kelimesi ilim ve amelle bağlanmak anlamına gelir.(Rağıb el-Isfahani, el-Müfredat) Buna göre tilavetin gerektirdiği şekil okumanın aynı zamanda davranışla bağlanmayı da beraberinde gerektiriyor olmasıdır. Taberi, ayet-i kerimede zikredilen ve "Kendilerine verdiğimiz kitabı hakkıyla okuyanlar" şeklinde tercüme edilen cümlesinin Abdullah b. Abbas, İkrime, Ebul Âliye, Abdullah b. Mes'ud, Ebu Rezin, Mücahid, Kays b. Sa'd, Hasan-ı Basri ve Katade tarafından "O kitaba hakkıyla uyarlar" şeklinde izah edildiğini nakletmektedir. Şu ayetler de Kur’an okumanın beraberinde davranışların olması gerektiğini ortaya koymaktadır.

 

“Mü'minler ancak o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman yürekleri ürperir, O'nun ayetleri okunduğunda imanlarını arttırır ve yalnızca Rablerine tevekkül ederler.
Onlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler. İşte gerçek mü'minler bunlardır. Rableri katında onlar için dereceler, bağışlanma ve üstün bir rızık vardır.”(Enfal, 8/2-4)

 

2-Tertil ile Okuma:

“Ey örtüsüne bürünen, Az bir kısmı hariç olmak üzere, geceleyin kalk: (Gecenin) Yarısı kadar. Ya da ondan da biraz eksilt. Veya üzerine ilave et. (3) Ve Kur'an'ı da belli bir düzen içinde (tertil üzere) oku.” (Müzzemmil, 73/1-4) Ayetlerde peygamberimizden gece kalkıp namaz kılması ve “tertil” ile Kur’an okuması istenmektedir.


Tertîl; bir metni okurken yavaş yavaş, acele etmeksizin, tane tane, her bir harfin edasının, nazmının ve manasının hakkını vermek suretiyle okumaya denmektedir. Kur'an okunuşuyla ilgili olarak, kelimeleri ağızdan kolaylıkla ve düzgün bir biçimde çıkarmak anlamındadır (İbni Kuteybe, Tefsîru Garîbi'l-Kur'an, 262). Kıraatte tertîl; yavaş yavaş, acele etmeden, harfleri ve hareketleri dizilmiş inci taneleri gibi açık bir şekilde, mana ve hikmeti düşünerek metni tâne tâne okumak anlamında kullanılmaktadır (Kurtubî, Tefsîr, I, 17).

Kur'an tertîl üzere nâzil olmuştur. Hz. Peygamber; "Allah, Kur'an'ı indirildiği şekilde okuyanı sever" sözleriyle Kur'an'ı tertîl ile okumayı teşvik etmişlerdir (İbnü'l-Cezerî, en-Neşr, I, 207). Nitekim Kur'an-ı Kerim’deki "Kur'an'ı açık açık, tâne tâne (tertîl ile) oku" (Müzzemmil, 73/4) ayet-i kerîmesi de bu konuyu açık bir şekilde anlatmaktadır. Âlimler bu ayetle ilgili olarak bazı yorumlarda bulunmuşlardır. Fahreddin Râzî, "Kur'an'ı tertîl ile okumak; manasını anlayarak, ayetlerin içerdiği gerçekleri iyice düşünerek okumaktır. Allah'ın azametini belirten ayetleri, bu azameti gönlünde hissederek, tehdit ve müjdeyi içeren ayetleri de, ümit ve korku duygularıyla dolup taşarak okumaktır" (Râzî, Tefsîr, XXX, 174) demektedir. Gazâlî de, Kur'an okumaktan maksadın, manasını anlamak ve üzerinde düşünmek olabileceğini; bunun için de Kur'an'ın tertil üzere okunmasının gerekli olduğunu vurgulamıştır ( Gazâlî, İhyâ, I, 289). Bu açıklamalar ışığında Kur'an'ın tertil ile okunmasını; onun anlamını düşünerek, harflerin çıkış yerlerine ve tecvide dikkat ederek, anlamına göre sesi yükseltip alçaltarak, bir hadiste belirtildiği gibi, hitap ifade eden yerlerde karşıdakine hitap eder gibi bir ses tonuyla, durulacak yerde durup, geçilecek yerde geçerek, ağır ağır, Kur'an'ın gerçek amacını hem duyup, hem de dinleyenlere duyurarak okumaktır, şeklinde açıklayabiliriz (Ali Ünal, Kur'an'da Temel Kavramlar, 71).

Âlimler, Kur'an-ı Kerîm'i süratlice okuyup, çok okumanın mı, yoksa ağır olarak okuyup az okumanın mı daha üstün olduğu konusunu tartışmışlar, bir kısmı "Tertîl ve tedebbür ile az okumak diğerinden daha üstündür" demişlerdir. İbni Abbas ve İbni Mes'ud bu görüşü savunmaktadırlar. Bu görüşün sahiplerine göre, kıraatten maksat; Kur'an'ı anlamak, düşünmek, içindekileri bilmek ve onunla amel etmektir (İbni Kayyim el-Cevziyye, Zâdü'l-Meâd, I, 88). Buhârî, Sahîh'inde Kur'an'ın tertîl ile okunmasının gerekliliğine ve süratli olarak okumanın mekruh olduğuna dâir bir bab açmış ve bu şekilde okumanın hoş olmadığını Abdullah b. Mes'ud'dan rivâyet ettiği bir hadisle açıklamıştır (Buhârî, Sahîh, VI, 109 vd). İbni Kayyim, İbn Mes'ud'dan şu rivâyeti nakleder: "Alkame, İbn Mes'ud'dan Kur'an okurdu, sesi güzel bir kimse idi. İbn Mes'ud ona "Anam babam sana feda olsun, Kur'an'ı tertil ile oku, çünkü tertîl onun süsüdür" dedi. Yine İbn Mes'ud: "Şiir söyler gibi Kur'an okumayın, çürük hurma atar gibi dağıtmayın. O'nun incelikleri üzerinde durun, kalbinizi onunla harekete geçirin" (İbn Kayyim, Zâdü'l-Meâd, 1, 89). Bu konuda İbn Abbas'tan da şöyle bir rivâyet nakledilmektedir: İbn Abbas'a Ebû Hemze: "Ben süratli Kur'an okuyan bir kimseyim. Çoğu zaman bir gecede Kur'an'ı bir veya iki defa okurum" deyince, İbn Abbas: "Benim ağır ağır bir sure okumam, bana senin bu yaptığından daha güzel geliyor. Eğer sen bu işi yapacaksan, kulakların duyacağı ve kalbin anlayacağı bir kıraatle oku" demiştir (İbn Kayyim, Zâdü'l-Meâd, I, 89). Süratli okuyup, çok okumanın daha fazîletli olduğunu söyleyenler de kim ne kadar fazla Kur'an okursa, o kadar çok sevap kazanacağını belirten hadisi (bkz. Şerhu Sahîhi-Tirmizî, XI, 34) hareket noktası yapmışlardır. Üçüncü bir görüş daha vardır ki, o da konuyu insanın tabiat ve alışkanlığı ile değerlendirenlerin görüşüdür. Yani Kur'an'ın kıraatini süratli veya ağır şekilde okumaya alışmış olan kimseler, alıştıkları şekilde okumalarıdır


Kur'an-ı Kerîm'de "r-t-l" kökü dört defa ve hepsi de "tef'il" ölçüsünde geçmektedir. İkisi Furkan suresi, 4. ayetinde "ve rattili'l-Kur'âne tertîlen" şekillerinde geçmektedir. Furkan, 32. de, inkâr edenlerin Hz. Peygamber'e, Tevrat ve İncil'de olduğu gibi, Kur'an-ı Kerîm'in de parça parça değil de, hepsinin birden indirilmesi gerektiği yolundaki sözlerini anlatan ayetin devamında "Biz onu senin kalbine iyice yerleştirmek için böyle (parça parça indirdik) ve onu tane tane (ayırarak) okuduk" (Furkan, 25/32) ifâdesinde, Kur'an'ın parça parça indirilmesinin sebep ve hikmetleri anlatılmakta, Müzzemmil, 4.'de de, daha önce açıkladığımız gibi, Kur'an'ın tertîl ile; açık açık, tane tane okunması istenmektedir (Müzzemmil, 73/4). Bu Kur'an ifâdelerinden anlaşıldığına göre, "tertîl" kavramı hem Kur'an'ı kalbe iyice yerleştirmek amacıyla bölümlere ayırmak, açıklamak (bkz. Sâbûnî, Safvetü't-Tefâsir, II, 573), hem de onun manasını düşünmek, anlamak ve yaşamak amacına yönelik olarak ağır ağır, dura dura okumak anlamlarını ifâde etmektedir.(Erdoğan Pazarbaşı, İslam Ansiklopedisi, http://www.kuranikerim.com)

Tertil ile ilgili Pazarbaşı’ndan aktardığımız bilgilerden sonra şu sonuca varabiliriz:

Kur’an, tertil üzere nazil olmuş ve peygamberimiz de tertil üzere okumanın Allah’ın sevdiği bir davranış olduğunu ifade etmiştir. Kur’an’ın tertil üzere inmesi yavaş yavaş, tedricen inmesi demek olduğuna göre okumanın da bu minval üzere olması gerekir. Hızlı okumaya delil gösterilen “her harfe sevap verilmesi” hadisinin de az önceki açıklamaya göre değerlendirilmesi durumunda hızlı okumanın değil, yavaş yavaş okunduğunda sevabın olacağını söyleyebiliriz. Çünkü esas, tertil üzere okunma olunca bu hadisin hızlı okumaya delil gösterilemeyeceği kanaatindeyiz. Aşağıda vereceğimiz rivayetler de buna açıklık kazandırmaktadır:

 

Hz. Enes'ten, Allah Rasulü'nün kıraatı sorulmuştu. O da cevaben dedi ki: Allah Rasulü kıraat ettiğinde kelimeleri uzatırdı. "Mesela, Allah, Rahman, Rahim kelimelerini med ile (çekerek) okurdu." (Buhari) . Aynı soru Ümmü Seleme'den soruldu. O da şöyle cevap verdi: "Allah Rasulü tane tane ve ara vererek okur, her ayet üzerinde dururdu. Meselâ, Elhamdülillahi-Rabbil-Alemin der bir dururdu, sonra Errahmanirrahim der durur, sonra maliki yevmiddin derdi." (Müsned-i Ahmed, Ebu Davud, Tirmizi) Ümmü Seleme başka bir rivayette de dedi ki: "Allah Rasulü kelime kelime, açık ve net okurdu." (Tirmizi ve Nesei) . Hz. Huzeyfetü'l-Yemani diyor ki "Bir kere bir gece Rasulüllah'ın yanında namaza durdum. Azap ayeti gelince kıraatı kesip istiazede bulunur, rahmet ayeti gelince de kıraatı keser dua ederdi." (Müslim ve Nesei) . Hz. Ebu Zer diyor ki: "Bir kere gece namazında Allah Rasulü, sabah oluncaya kadar 'eğer onlara azap edersen, onlar senin kulların, şayet onları affedersen Sen aziz ve hakimsin' (5/122) ayetini tekrarladı durdu." (Müsned-i Ahmed, Buhari ve Nesei-Mevdudi, Tefhimü’l-Kur’an)

 

3-Kur’an Okurken Ağlamak:

Allah'u Teâlâ, "Kur'an'ın Müslümanlara okunduğu zaman onların ağlayarak secde ettiklerini ve Kur'an dinlemenin onların derin saygısını artırdığını, kalplerinin titrediğini" ifade buyurmaktadır. (İsrâ, 17/107; el-Hacc, 22/35; Meryem, 19/58)

 

Beyhakî de Sünen’inde Ebû Hureyre (ra) anh’dan şöyle dediğini nakletmektedir; Allahu Teâla’nın: “Şimdi siz bu söze (Kur’ân’a) mı şaşırıyorsunuz? Gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz!”(Necm, 59-60) buyruğu nazil olduğunda Suffe ehli gözyaşları yanaklarından akıncaya kadar ağladılar. Resûlullah (S.A.V.) onların ağladıklarını fark edince O da onlarla birlikte ağladı. O’nun ağlaması üzerine bizler de ağladık. Bunun üzerine Resûlullah (S.A.V.) “Allah korkusundan ağlayan kimse cehenneme girmez” buyurdu.

 

Bir başka hadiste Peygamberimiz şöyle buyurmaktadır: “Şu Kur’an hüzünlü olarak nazil oldu, öyleyse onu okuyunca ağlayın. Eğer ağlayamazsanız ağlamaya çalışın ve onu güzel okuyun. Onu güzel okumaya gayret etmeyen bizden değildir.”

Kur’an’ın hüzünlü olarak nazil olması, Kur’an’ın kalplere tesir eden gözleri yaşartan ulvi manalarla dolu olarak nazil olmasıdır. Onu huşu içinde tefekkürle okuyana tesir eder, gözleri yaşartır.. Kuran’ı Kerimi böylesi bir haleti ruhiye ile dinlemek ve okumak esastır.( İbrahim Canan, Kütübi Sitte, 17/89) Selefin de Kur’an okurken ağlayıp ürperdiği; fakat seleften bayılıp düşme gibi davranışlara başvurmadığı nakledilir.(İbrahim Canan, 4/448)

 

 

4-Teğanni ve terci yapmak:

Yukarıda zikrettiğimiz bir hadiste Peygamberimizin güzel okumamızı istediğini ifade etmiştik. Burada güzel okuma diye çevrilen lafız “teğanni yapmak” tır. Kelimenin lügat manası musiki nağmelerine göre okumak diye alınırsa hadiste kastedilen bu anlam değildir. Kur’an’ın teğanni ile okunması, ağır ağır ve tecvit kaidelerine uygun olarak, sesin güzelleştirerek okunmasıdır. Bu güzel karşılanırken lügat manası anlamında Kur’an’ın musiki nağmelerine göre okunması çoğunluk tarafından uygun görülmemiştir.(İbrahim Canan, 17/89.)

 

Terci, sesi boğazda geri çevirerek oynatmak, yani dalgalamak, titretmek suretiyle nağme yapmaktır. Şarkı ve türkülerde, ağıtlarda sıkça ve yaygın şeklide yer verilen nağme tarzını Rasulullah Kur’an tilavetinde yasaklıyor. Sesler boğazdan tabi bir çıkışla çıkacaktır, dalgalandırmak, titretmek yasaktır. Bunu peygamberimiz şu şeklide ifade etmektedir: “benden sonra bir kavim gelecek ki Kur’an’ı şarkı gibi, ruhbanların ve matemcilerin okuyuşları gibi terci ile okuyacaklar” terciye cevaz verilmemesinin sebebi harflerin tabi hallerinin bozulmasıdır.(İbrahim Canan, 4/437.)

Peygamberimiz Kur’an’ı seslerimiz ile güzelleştirmemizi istemekte, eğer bunu Allah’ın rızasından başka amaçlarla yapılması durumu ortaya çıkacaksa hoş görmemektedir. Musiki nağmelerine göre ve terci yaparak okumak da doğru kabul edilmemektedir.

 

5-Kur’an okunurken konuşmamak:

Kur’an’ı dinlemek ve manalarını anlamak teşvik edilen adaplardandır. Kur'an’ın okunduğu yerde konuşmak mekruhtur. “Kur'an okunduğu zaman onu dinleyin ve susun ki size merhamet edilsin.”(A’raf, 7/204)

Okumaya başlamadan önce dinlemeye engel teşkil edecek her türlü engel ve meşguliyetten uzaklaşılmalıdır. Bundan sonra dikkatlice Kur’an’a yönelip dinlemek gerekir. Böyle yapıldığında kulak, kalp ve zihin birlikteliği sağlanmış olup Kur’an daha iyi anlaşılacaktır.

 

 

D-KUR’AN’I HATMETMEK:

Hatim, mühürlemek, sona erdirmek ve bitirmek anlamına gelir. Istılahta ise Kur'ân-ı Kerim'i başından sonuna kadar okuyup bitirmektir. Bir kimsenin Kur'ân-ı Kerîm'i hatmetmesi demek, Kur'ân'daki 114 surenin tamamını okuyup bitirmesi demektir. Hatim, Kur'ân'ı yüzünden okumak suretiyle yapılabileceği gibi, ezberden okumakla da yapılabilir.

 

Hatmin faziletleri hakkında da Hz. Peygamber'den birtakım hadisler nakledilmiştir. Ebû Hureyre’den nakledilen bir hadiste, bir adamın kalkıp, ey Allah'ın Rasûlü, hangi amel daha faziletlidir veya hangi amel Allah'a daha sevimlidir, diye sorduğu, Hz. Peygamber'in de: "Konup göçendir ki, Kur'ân sâhibi (hâfız) Kur'an'a evvelinden başlar, sonuna kadar okur, sonundan başlar, evveline döner ve hatmeder. Böylece o, her zaman konup göçer" buyurduğu anlatılmaktadır (Hâkim, Müstedrek, I, 562). Enes b. Mâlik'ten rivayet edilen bir hadiste de Hz. Peygamber: "Âmellerin en hayırlısı,-Kur'an okumaya başlamak ve hatmetmektir" buyurmuşlardır (Kurtubî, Tezkâr, 127). Onun için Müslümanlar, sahabe döneminden bu yana hatim indirmeyi, yani Kur'ân'ı baştan sona kadar okumayı bir alışkanlık haline getirmişlerdi. Nitekim "arza" olayı da bu geleneğin dînî dayanağını oluşturmaktadır.(Pazarbaşı, İslam Ansiklopedisi)

 

Görüldüğü üzere peygamberimiz Kur’an’ı hatmetmeyi faziletli bir amel olarak ifade etmiştir. Biz burada günümüzde yapıldığı şeklide kısa sürede ve ısmarlama ile yapılan hatimlerin kastedilmiş olabileceğini düşünmüyoruz. Bu hadisler diğer hadislerle birlikte düşünülmeli ve Kur’an tertil üzere okunarak hatmedilmelidir. Hatimle ilgili netice olarak şunu söylemek istiyoruz:

 

Allah’a daha sevimli gelen bir amel olarak hatim, üzerinde düşünülerek, ağır ağır okunan hatimdir. Peygamberimizin ayda bir sefer hatmetmeyi tavsiye ettiği, hele hele beş günden daha az bir zamanda hatmetmeye izin vermediği bilinmemektedir. Kısa sürede hatim yapıldığında ve hızlı okunduğunda tefekkür azalır, Kur’an’la ruhsal nüfuz ortadan kalkar ve akli idrak yoları kapanır. Bunun için Kur’an’ın tertil üzere nazil olması gibi hatmin de tertil üzere olması amaca daha uygun olacaktır. Zaten peygamberimiz de kalplerin Kur’an’la ülfeti ortadan kalktığında Kur’an okumayı bırakmamızı istemektedir.(Buhari, F.Kur’an:37) Hızlı okumak da ülfeti ortadan kaldırıcı bir sebeptir.

 

Değerlendirme:

Kelime anlamı; toplamak, okumak, bir araya getirmek olan Kur’an, 23 yıllık bir süreçte peyderpey Allah Rasulüne indirilen Allah kelamıdır. Bu ilahi kelam geldiği dönemde insanların kendi elleri ile oluşturduğu karanlığa bir nur olarak doğmuş ve bu karanlığı aydınlığa çevirmiştir.

İlk muhatap sahabeler Kur’an’ı kendilerine hayat düsturu olarak seçmişlerdir. Baş tacı etmişler ve dünyalarının ayrılmaz bir ışığı olarak kalplerine yerleştirmişlerdir. Okurken avuçlarının içine birden alabilecekleri bir nesne gibi Kur’an’a yönelmemişler, sindire sindire okuyarak Kur’an’ın kollarına kendilerini bırakmışlardır. Nasıl Kur’an tertil üzere ağır ağır ve tedricen inmişse okumaları da aynen öyle olmuştur. Neticesinde şaşkınlıklarını zihin berraklığına, karanlıklarını da aydınlığa çevirebilmişlerdir. Zaten Kur’an’ın amacı da kendisini okuyanlara bunu vermekti.

Günümüze gelindiğinde durum ilk dönemden farklılaşmaya başlamıştır. İndiği dönemde Kur’an’a teslim olan ilk neslin aksine, günümüz insanı adeta Kur’an’ı bir nesne gibi görüp avucunun içine almaya çalışmaktadır. Bunu da bir gecede, hata bir iki saate gurup halinde hatmederek, hatim kampanyaları düzenleyerek, ısmarlama hatimler okutturarak, bir amaca ulaşmak için sayılarla yasin okuyarak veya okutturarak… yapmaya çalışmaktadır. Bu uygulamalar indiriliş amacı ve sahabenin Kur’an’a yaklaşma tarzı ile karşılaştırıldığında hiç de olması gereken bir durum olarak karşımıza çıkmamaktadır. Çünkü Kur’an, kendisin nasıl okunması gerektiğini yine kendisi bizlere ifade etmektedir. Bu ifadeler içinde hiç de böylesi bir durum olmadığı ayetlere bakıldığında görülecektir.

“Kuran'ı düşünmezler mi? Yoksa kalpleri kilitli midir?”(Muhammed, 47/24) “ İnkar edenler: «Kuran ona bir defada indirilmeliydi» derler. Oysa Biz onu böylece senin kalbine yerleştirmek için azar azar indirir ve onu ağır ağır okuruz.” ()Furkan, 25/32)

Ali Karataş

karatasali5@gmail.com

 

 

 

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !