Mehmet Fudayl Erkoç
Allah Teâlâ bütün mahlukâtı ve insan cinsini en güzel surette yaratmıştır.Birçok araştırma insanın vücut yapısını, yaratılışını keşfetmede yoğunlaşsa da yaradılış meçhullüğünü korumaktadır. İnsanoğlu dünyaya birçok özellik, duygu ve programlarla donatılmış olarak gelmiştir ki buna fıtrat diyoruz. İnsanı tanımak, özelliklerini, karakterini ortaya çıkarmak, var olan kabiliyetlerini geliştirmek, onu yönlendirmek, hem dünyasını hem de ahiretini pâyidar eylemenin yolu fıtratı bilmekten geçer. Bu da Allah’a ve Rasülü’ne kulak vermekle mümkün olacaktır. İnsanı yaratan Allah; kâinatı da yaratmıştır. Her şeyin Rabbi olan Allah insanın da Rabbidir. İnsan Allah ve Rasülü’ne uyduğu sürece fıtratını ve temizliğini koruyacak ve cennet yoluna dünyada iken girecektir. Fıtraten yani yaratılış özellikleri olarak bütün insanlar eşittir. Her çocuk süt içer, yavaş yavaş sürünür, yürür… Her insan konuşur, koşar, yemek yer, aklını kullanır…Her insanın ağzı, iki kulağı, iki gözü, kalbi, midesi vardır. Her insanda güçlüye, yaradana inanma arzusu vardır. Ancak kalıtımın ve çevrenin etkisiyle var olan bu özellikler ya geliştirilir tohumluktan çiçeğe, güle dönüştürülür ya da köreltilir tohum çürütülür. “Doğuştan gelen ve her insanda bulunan bu özelliklerin tümüne birinci fıtrat (fıtrat-ı evvel) denilir ve birinci fıtratın üzerine belli bir yaştan sonra yapılan her türlü çaba ve gayret sonucunda şekillenmeye de ikinci fıtrat (fıtrat-ı sani) denir. Birinci fıtrat çekirdek ikinci fıtrat ise o çekirdeğin sümbül, gül haline gelmesidir, bireysel çiçek açmadır. Bazen o çekirdek kaktüs de olabilir, bazen de meyve veren koca bir ağaç…” İkinci fıtrat, büluğ çağıyla belirginleşiyor. Kişinin sahip olduğu özellikler, edindiği alışkanlıklar bu yaşlarda oturmaya başlıyor, kişiliği yavaş yavaş oluşuyor ve bu oluşum hayatının sonuna kadar devam ediyor. Birinci dönemde elest bezminde verilen ahid sıcaklığını korumaktadır. Allah Teâlâ ‘Ben sizin Rabbiniz değil miyim?’ demişti de ruhlar: ‘Evet sen bizim Rabbimizsin’ demişlerdi. Ruh dünyaya tüm güzel özelliklerle, tek olan Allah’a inanma eğilimiyle gönderilir. Kötülük düşünemez, hele yalan, riya, hırsızlık nedir hiç bilmez. Nereden geldi, nasıl yaratıldı merak eder. Bunlara cevap aramaya koyulur. Allah ile yakınlığını sürdürür, suçsuz, günahsızdır. Büluğ çağına kadar olan bu döneme dînî literatürde fıtrî iman deniyor. Bütün çocuklar, ikinci fıtratın yani dînî, şuurî imanın başlangıç zamanına kadar bu fıtrî imana dahildir. Bu fıtrî iman ana-babanın etkisiyle korunup geliştirilerek İslâmlaştırılıyor ya da bozularak hristiyanlaştırılıyor, yahudileştiriliyor, mecusileştiriliyor. Bu fıtrî iman bülûğ çağına kadar ancak idare edebiliyor kendisini. Hristiyan, yahudi… ana- babadan doğan çocuklar öldükleri zaman bu imanın sayesinde cehennemden kurtulabiliyor. İnsanoğlu fıtrat yolculuğuna çıkıyor. Ya dünyaya gönderiliş amacını gerçekleştiriyor; şuurî, kesbî imana sahip oluyor ya esfel-i safilîne yuvarlanıyor. İnsan olarak görevimiz; temiz olarak bulduğumuz bu ruhu, bedeni temiz olarak muhafaza etmek ve temiz olarak da Yaradana teslim etmektir. Her insan, insanî yaratılış özelikleri dışında ferdî özellikleri ile diğer insanlardan ayrılır. Herkes aynı şeylerden zevk almaz, herkesin ilgi, uğraş alanı farklı farklıdır. Birinin kızdığına öbürü kızmaz. İnsanlar kendilerini ve etrafındaki insanları tanırlarsa daha iyi ilişkiler kuracak, bunları geliştirecek, mesleklerini bunlara göre seçecek, bilim, sanat, ticaret… gibi mesleklerde de önemli gelişmeler olacaktır. İnsanoğlu ne zaman fıtratından gelen sesi dinlerse her daim huzurlu olacaktır.
|