ÇALIŞMANIN ÖNEMİNE DAİR HADİS MEALİ ARAYAN ÖĞRENCİLERİN İSTEKLERİ ÜZERİNE
-" hiç kimse el emeği ile kazandığından daha helal bir lokma yememiştir." -“Allah’ım sıkıntı ve hüzünden, acizlikten, tembellikten, korkaklıktan ve pintilikten, insanların kahrından sana sığınırım -“Sizden birinizin ipini alıp dağa gitmesi, sırtına bir bağ odun yüklenip getirerek onu satması, böylece onun onurunu Allah’ın koruması, diğer insanlardan bir şeyler dilenmesinden daha hayırlıdır. -Siz eğer gerçekten tevekkül etmiş olsaydınız, kuşlar gibi beslenirdiniz. Kuşlar sabahleyin kursakları boş olarak yuvalarından çıkarlar, dolu olarak yuvalarına dönerler. Ömre bedel gece Kadir Gecesi (2) MUSTAFA İSLAMOĞLU YENİ ŞAFAKKadir Gecesi'ne atfedilen bu değer, bizzat geceden mi kaynaklanmakta, yoksa geceye değerini veren başka bir unsurdan mı? Bu sorunun cevabını birinci ayet açıkça vermektedir. Buna göre, bu muhteşem gece, tüm değerini Kur'an'dan almaktadır. Çünkü Kur'an, bu gecede inmeye başlamıştır. Bir geceyi 30.000 kat daha değerli kılan unsurun geceye/zamana ait olmadığı, bu gecenin sabit bir zamana tekabül etmemesinden de anlaşılır. Zira üzerinde konuşulan zaman, Kameri takvime ait bir zamandır ve Kameri takvimi Şemsî takvimden ayıran en tipik özellik de sabit değil sürekli değişken olmasıdır. Buna göre, Kameri yıl içerisinde kutsal kılınan her tür zaman parçası (Ramazan, Kadir Gecesi, İsra ve Mirac Gecesi gibi) kutsallık ve bereketini, bizzat kendilerinden değil, kendi dışlarındaki bir 'değerden' almaktadırlar. Kur'an'ın ay takvimini zaman belirleme ölçüsü olarak zikredip (10.5), bunu Güneş yılıyla eşitlemek için yapılan bir sahtekarlık olan “nesi” uygulamasının mantığını eleştirmesinin (9:37) nedeni de bu olsa gerektir. Kadir Gecesi'ne, 30.000 kat değer getiren unsurun Kur'an olduğu anlaşıldıktan sonra, doğru olan tüm kutsallık ve bereketin herhangi bir sabit zaman parçasına/geceye değil Kur'an'a izafe edilmesidir. Bunun anlamı da şudur:DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ
Ömre bedel gece Kadir Gecesi (1)
MUSTAFA İSLAMOĞLU YENİ ŞAFAKel-Kuddus, Allah'a ait bir sıfattır. İslam vahyinin zirvesi olan Kur'an, bu sıfatı yalnızca Allah için kullanır. Sözcüğün gramatik yapısı gereği, anlamı hem “özünde mutlak mukaddes olan”a, hem de “kutsal kılma yetkisi yalnızca kendisine ait olan”a tekabül eder. Bunun birinci anlamı, Allah dışında kutsayıcı bir otoritenin reddidir. Böyle bir davranış, Allah'a has bir niteliğin başkalarına yakıştırılması anlamına gelen “şirk”e tekabül eder. İkinci anlamı ise, “mutlak dokunulmazlık” mânâsındaki kutsalın sınırlandırılmasıdır. K-d-s kökünden gelen kelimelerin Kur'an'daki kullanımı üzerine yapılacak kısa bir araştırma, eski vahiylerden Kur'an vahyine gelinceye kadar kutsalın alanının nasıl daraltılıp, en sonunda yalnızca Allah'a has kılındığını açıkça ortaya koyacaktır.DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ
|